Denizi, eşsiz koyları, ormanları, verimli tarım alanları, zengin doğal güzellikleri, kayak merkezi olabilecek yerleri, arkeolojik alanları, ırmakları, krater gölleri, serbest bölgesi, organize sanayi bölgeleri, limanı, demir yolları, yat limanları, Havalimanı ile dünyanın en önemli noktalarından birinde bir hazinenin üzerinde olan Mersin.
Diye başlarım birçok yazıma. Mersin’in tek başına neredeyse kendi kendine yetecek bir Avrupa ülkesi olması kapasitesine rağmen gelişememesinin sebeplerini yazmaya çalışırım.
Son olarak gündemde olan plastik ithalatı konusu ile kentimizin gelişememesinin önemli sebeplerinden birisi açıklıkla görülmüş oldu.
Mersin’in her zaman olan muhalif yapısını biliyoruz. Bugüne kadar Mersin’e yapılacak tüm yatırımlara karşı çıkılmıştır. Hatta daha da ileri gidilmiş özelikle en önemli proje olan Havalimanı’na bile karşı çıkılmış Danıştay’a açılan davalarla geciktirilmiştir.
Yerel yönetimin de muhalefet partisinde olması iktidarı eleştirmeyi cazip hale getirmiştir.
Hükümetin yaptığı her projeye karşı çıkmak, her olumsuzlukta Hükümeti eleştirecek bir sebep bulmak bu kentte alışkanlık haline gelmiştir.
Üzücüdür ki konuları yeteri kadar incelemeyen, bilgi sahibi olmayan bazı siyasiler, akademisyenler, STK başkanları da bu eleştirici ve İktidar organlarını suçlayıcılar kervanına katılmışlardır.
Geçen ay yazdığım son köşe yazımda denizdeki kirliliğin tek bir sebebe bağlı olmadığını yazmıştım.
*Atık Geri Dönüşümü
*Sintine gemisi olmayan Liman
*Yük gemilerinin çöpleri
*Lazkiye çöp imha tesisleri
*Seyhan nehri üzerindeki işletmeler
*Adana Belediyesi tesisleri
*Denizi çöp kutusu yerine kullanan halkımız.
Burada çözüm arama ve çözüm üretme yerine tüm sorunu ithal plastiklerde görerek Hükümet kurumlarını suçlamak kolaycılığına gitmek kişilere bir siyasi getiri sağlasa da bundan zarar gören kentimiz oluyor.
Siyasi bir beklentisi olanları, kör çevrecilik anlayışını yansıtanları, kendi reklamlarını yapanları acı bir tebessümle seyrediyoruz.
Kente katkı vermiyorlar, hatta çözümü engelliyorlar.
Aslında Mersin’in gelişememesinin, çok somut sorunların bir türlü çözüme kavuşmamasının ana sebeplerinden biri budur.
Gelelim eğer isteniyorsa çözüm önerilerine.
Önce şu soruyu soralım. Adana’da işlenen yalnızca ithal atıklar mıdır ?
Adana’ya önemli miktarda yerli atıklarında geldiğini biliyor musunuz ?
Sonuçta Seyhan nehri üzerindeki filtre ve bertaraf tesislerinin yetersizliği görülüyor. Burada sorumluluk Adana Büyükşehir Belediyesi’ne düşüyor. Mersin Büyükşehir Belediyesi ‘de buna hem yaptırım hem de maddi kaynak yönünden destek verebilir.
Mersin limanında maalesef gemi atıklarını toplayan bir sintine gemisi mevcut değildir. Sintine gemisi alınmalıdır.
Lazkiye’den gelen atıklar için Suriyeli yetkilileri ile görüşülmelidir.
Denizdeki atıkları incelediğiniz zaman halkımızın denize attığı yerli ürünlerin etiketlerini görürsünüz. Halkımız bu konuda bilinçlendirilmelidir.
Hiç olmazsa bu kez; plastik atıklar sahillerimizi kirletmiş haldeyken somut durumu görelim; nedenlerin bütününü birlikte analiz edelim; başka hesaplara malzeme aramadan bu acil sorunun çözümü için kim ne yapacaksa onu işaret ederek çözüm önerelim. Bu güzelim kenti kör hesaplara, kısır gösterilere alet etmeyelim; ve unutmayalım: Mersin’in, Mersinlilerin geleceği, kaderi bizim seçimlerimize bağlıdır. Bazı sorunlar ertelenemez, siyaset üstüdür ve ortaklaşa bir iradeyle çözülür.
İthal atıkların ithalatının yasaklanması Hükümet kararına bağlıdır. Bunun için mücadele edilsin. Peki o zamana kadar sorunu kısmen çözümlenmesine uğraşmak daha mantıklı değil midir. Tabii sürekli Merkezi idareyi ve onun kentteki kurumlarını eleştirmek kolaycılığına ve siyaset anlayışına gitmek istemiyorsak.
Ortak fikirde buluşamamak, bir birlik sağlayamamak, kentin lobisi olabilecek hiçbir oluşumun olmaması, STK ların yalnızca kendilerini gösteren bir vitrin olarak kullanılması … ve tüm bunların sonucunda zengin bir hazinenin üzerinde oturan kentte sürüp giden kısır çekişmeler, verimsiz çalışmalar, yazışlar ve konuşmalar!
HARUN ARSLAN…10 Ağustos 2026