Ben siyasetçi değilim..
Türk siyasi hayatındaki gelişmeleri bir vatandaş olarak yakından izliyorum.
Sadece bir oyum var ve seçim zamanlarında gideren demokratik hakkımı kullanır oyumu veririm. Yalnız benim şiarım şudur:
Ben hiçbir zaman oy verirken partiye bakmam. Ben adaya ve hizmet yapıp yapmayacağına bakarım.
xx
Türkiye’de siyasette neler olacağı, neler olmayacağı çok tartışılır.
Merhum başbakan ve Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel’in dediği gibi “Türkiye’de siyasette 24 saat bile uzun zamandır, 24 saatte neler olabileceğini kestirmek güçtür.”
Ben Türkiye’deki siyaset gibisini bir başka ülkede görmedim, duymadım, okumadım.
Maalesef iktidar olan demokrasiyi kendine göre ayarlıyor.
Muhalefet olan bazı yeni haklar elde edebilmek için bağırıp çağırıyor. Bugün muhalefette olan, yarın iktidar olunca dün söylediklerini unutup işine gelen gibi davranıyor.
12 Eylül döneminden sonra tekrar demokrasiye geçişte, milletvekili seçimlerinin ardından kim hangi partiden seçilmişse o partide kalmak durumundaydı.
İstifa yada ihraç olsa bile o zaman bağımsız kalma zorunluluğu vardı, yani başka partiye geçmek yasaktı. Ama onunda kılıfı bulundu. O zamanlar 5-6 milletvekili bağımsız kalınca hülle partileri kurup, o kurdukları partiyi istedikleri bir partiyle birleştirip milletvekilliğinin düşmesinin önüne geçtiler.
xx
Oysa siyasette bir ahlak, bir ilke olmalı.
Hangi siyasetçi hangi partiden milletvekili veya belediye başkanı seçildiyse orada kalmalı. Sıkıntı anında istifa etse bile önceki partisinden (yani seçildiği partiden) başka partiye girememeli.
Çünkü ben seçmen olarak seni o partinin amblemi ile seçmişim. Sen benim verdiğim oyu yabana atamazsın kardeşim.
xx
Bir ara Mecliste bir milletvekili vardı. Mecliste grubu bulunan partilerden girip çıkmadığı kalmamıştı. O yüzden lakap olarak “Fırıldak Kubi” adını takmışlardı.
Bu tür istifa ve parti değiştirmeler bence resmen seçmenle dalga geçmektir.
Eğer demokrasiye inanıyorsak bazı şeyler olmalı.
Ben bir seçmen olarak derim ki:
“Milletvekili adaylarını genel başkanlar belirlememeli. Milletvekili aday adayları önseçime girip listeye girmeli. Orada da her ilin çıkaracağı vekil sayısı kadar ve birde yedeği olarak liste çıkarılmalı. Seçmen sandığa gittiği zaman tercih sisteminde kimi seçmek istiyorsa, o adayı seçip yeterli oyu bulması halinde meclise göndermelidir. Yoksa partilerin genel başkanlarının dikte ettiği adamı ben niye seçeyim?
Üstelik bu formülle kadın vekil sayısı da daha çok çıkabilir. Kadınlarda bu haklarını aramalı ve tercih sistemini istemelidir.
xx
BELEDİYE BAŞKANLIĞI
Hangi siyasetçi hangi partiden milletvekili veya belediye başkanı seçildiyse orada kalmalı dedik. Şimdi soracaksınız?
“Tarsus Belediye Başkanı CHP’den seçildi. Ama adamı CHP kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna verdi. İstifa etmese partiden ihraç edilse daha mı iyi olacaktı?”
Bunun cevabını herkes kendine göre verebilir.
Elbette bir siyasetçi için partisinden ihraç edilme olayı hoş bir şey değildir.
Bu durumda Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç ne yapsın?
Madem CHP’de kalma şansı yada imkanı kalmadı, o halde istifadan başka şansı da kalmadı. Ve halkın oy vererek seçtiği partisinden üzülerek ve boğazında cümleler düğümlenerek istifa etti.
Geçen hafta Ali Boltaç ve CHP’den istifa eden bazı meclis üyeleri Yeni Partiye girecekler.
Yazımızın başında dediğimiz sözlerin aksine “Benim oy verdiğim milletvekili yada belediye başkanı parti değiştirmemeli” sözü burada doğruluğunu (geçerliliğini) kaybediyor. O nedenle bu gibi durumlar istisna tutulabilir.
xx
Şimdi bu cümlenin üzerine yazımı okuyanlar “sende siyasetten hiç anlamıyorsun” diyeceklerdir. Bu sözü söyleyecek olanlara hak veririm.
Çünkü ben Türkiye’de yaşanan, gelişen ve birden her şeyin ters yüz olduğu siyasi anlayışı anlayamıyorum.
Siyaset böyle..
Demirel’in ünlü sözüyle cümlemizi bitirelim.
“Dün dündür..
Bugün bugündür”
Bende bir ek yapayım..
“Yarın da yarındır. Türk siyasi hayatında yarınların ne getireceğini kimse bilemiyor, bilemezde”
Vaa mı bunun başka izah tarzı?