Divan şairi Fuzuli bir beytinde,
“Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil.” der.
Sessizlik; iletişimin var olmadığı, işitilebilir sesin kısmen ya da tümüyle yokluğudur.
Sessizlik her zaman kayıtsızlık anlamına gelmez, duygusal baskıyı, korkuyu veya bunalımı yansıtır. Birçok insan iletişim eksikliği, travma, duygusal çöküş, çatışma korkusu nedeniyle sessizleşir ve tepki vermeyi bırakır.
Aslında bazı zamanların ve dönemlerin, en belirgin çığlığı sessizliktir.
Bir düşünürün “Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm” dediği gibi; İnsanların konuştuğu ama hiçbir şey söyleyemediği, düşüncelerini bile susturduğu zamanlar vardır. İçinden geçenleri dile getirmenin cesaret istediği, hatta bazen bedel gerektirdiği zor dönemler. İşte bugün tam da böyle bir dönemin içinden geçiyoruz. Sessizlik kültürü…
Sessizlik, eskiden huzurla ilişkilendirilir, “sessiz huzurlu bir ortam” denilirdi. Şimdi ise çoğu zaman yorgunluk, korku ve geri çekilme gibi başka bir isme dönüştü.
İnsanlar artık fikirlerini açıklamadan önce uzun uzun düşünüyor; yanlış yorumlardan, yanlış anlaşılmaktan, yanlış değerlendirilmekten çekiniyor. Bu çekince, fikirlerin yalnızca insanın iç aleminde kalmasına, içine kapanmasına ve sessizleşmesine sebep oluyor.
Üstelik bu sessizlik yalnızca ekonomik, politik ya da toplumsal meselelerde değil; artık gündelik hayatın içinde de büyüyor. Kimse düşüncelerini dile getiremiyor. Arkadaş ortamlarında bile gerçekler gözardı ediliyor, sahte fikirler, sahte kabuller, sahte gülüşler, sahte gerçekler. Hayatlarımız bile sahte sosyal medya hesaplarında ki, sahte paylaşımlara döndü. Kahkahalarını paylaşanlar, geceleri kabuslarla uyanıyor. Çünkü çağımız insanları, hislerden çok görüntüye önem veriyor, bu sahtelik insanların sessizleşmesine neden oluyor.
En tehlikeli sessizlik alışılmış olandır. İnsan, sustukça susmaya da alışıyor. Bir süre sonra konuşmak boş, hatta gereksiz hale gelmeye başlıyor. Oysa toplumların bağını oluşturan, insanları ayakta tutan şey iletişimdir. İnsanlar birbirine güvenmek için konuşmalı ve hiçbir çekincesi olmadan kendini ifade edebilmelidir.
Hani derler ya; “sesini değil sözünü yükselt.” diye. Bugün belki de en büyük ihtiyaç, yüksek ses değil; içten, samimiyetle konuşabilen insanlar. Çünkü bazen bir toplum yavaş yavaş sessizleşerek çürür. Ve açıklanmayan her düşünce, söylenmemiş her söz, zamanla insanın içinde korkunç bir kabusa dönüşür…